“Psikoloğa gitmek için yaşadığım sorun yeterince ciddi mi?” Danışanlarımın büyük bölümü, ilk görüşmeye gelmeden önce aylarca, bazen yıllarca bu soruyla bekliyor. Çünkü psikoloğa gitmek hâlâ çoğu zaman yalnızca ağır psikolojik sorunlarla ilişkilendiriliyor. Bu yazıda psikolojik destek almayı düşündürebilecek 12 işareti, ilk görüşmede neler olduğunu ve destek almak için bir tanınızın olmasının gerekip gerekmediğini ele alıyoruz.
Psikoloğa Gitmek İçin Mutlaka Bir Sorunum Olması Gerekir mi?
Hayır. Psikolojik destek yalnızca psikiyatrik bir tanısı olan ya da ağır bir kriz yaşayan kişiler için değildir. Destek almak için hayatınızın tamamen kontrolden çıkmasını, ilişkilerinizin ciddi biçimde bozulmasını ya da günlük yaşamınızı sürdüremez duruma gelmeyi beklemeniz gerekmez.
Bazen insan kendini belirgin biçimde kötü hissetmez ama uzun süredir aynı düşüncelerin içinde dolaştığını fark eder. Bazen ilişkilerde benzer sorunlar tekrar eder. Bazen de dışarıdan bakıldığında hayat yolunda görünür ama kişi kendini sürekli yorgun, gergin ya da isteksiz hisseder.
Bir kişi iş hayatında başarılı ve sosyal ilişkilerinde etkin olabilir, günlük sorumluluklarını da yerine getirebilir. Buna rağmen bazı konularda kendini hep aynı döngünün içinde bulabilir. Örneğin:
- Sürekli başkalarının onayına ihtiyaç duymak
- Hayır demekte zorlanmak
- İlişkilerde benzer çatışmaları tekrar tekrar yaşamak
- Kendine karşı aşırı eleştirel olmak
- Gelecekteki ihtimalleri düşünmekten içinde bulunduğu âna odaklanamamak
- Büyük bir sorun olmadığı hâlde hayatında bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetmek
Bunların her biri psikolojik destek alma nedeni olabilir.
Terapinin amacı her zaman yalnızca belirli bir sorunu ortadan kaldırmak değildir. Kendi düşüncelerinizi, duygularınızı, davranışlarınızı ve hayatınızda tekrar eden örüntüleri daha iyi anlamak da sürecin önemli bir parçasıdır. Bireysel danışmanlık sürecinde çalıştığımız konuların önemli bir bölümü tam da bu başlık altındadır.
Değerlendirmeye Nereden Başlamalı?
Zaman zaman üzülmek, kaygılanmak, öfkelenmek ya da stres yaşamak insan olmanın doğal bir parçasıdır. Olumsuz bir duygu hissetmek, tek başına psikolojik desteğe ihtiyacınız olduğu anlamına gelmez. Asıl belirleyici olan, bu duygunun hayatınızda ne kadar yer kapladığıdır.
İnsanların yaşadığı sorunlar, yaşam koşulları ve baş etme biçimleri birbirinden farklıdır. Yine de bazı işaretler, yaşadığınız güçlüğün geçici bir zorlanma olmaktan çıktığını gösterebilir. Başlangıç için kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
- Bu durum ne kadar süredir devam ediyor?
- Gün içinde zihnimi ne kadar meşgul ediyor?
- İşim, eğitim hayatım ya da ilişkilerim etkileniyor mu?
- Eskiden rahatça yaptığım şeyleri yapmakta zorlanıyor muyum?
- Kendimi sürekli aynı düşüncelerin içinde buluyor muyum?
- Aynı sorunu hayatımda tekrar tekrar yaşıyor muyum?
- Bu konu yüzünden insanlardan ya da bazı ortamlardan kaçınmaya başladım mı?
- Uykumda, iştahımda ya da günlük düzenimde belirgin bir değişiklik oldu mu?
- Uzun süredir kendimi zihinsel ya da duygusal olarak yorgun hissediyor muyum?
- Kendi yöntemlerimle çözmeye çalışmama rağmen sorun sürüyor mu?
- Bu durumla baş etmek giderek zorlaşıyor mu?
- Tarafsız bir uzmanla konuşmak bana farklı bir bakış açısı kazandırabilir mi?
Bu soruların amacı kendinize tanı koymak değildir. Yaşadığınız durumun hayatınızdaki yerini daha net görmenize yardımcı olurlar. Sorunun adı ne olursa olsun, günlük hayatınızı belirgin biçimde etkilemeye başladıysa profesyonel destek almayı düşünmek anlamlı olabilir. Aşağıdaki 12 işaret bu konuda size fikir verebilir.
Psikolojik Destek Almayı Düşündürebilecek 12 İşaret
1. Kaygı Günlük Hayatınızın Büyük Bölümünü Kaplamaya Başladıysa
Kaygı tek başına anormal bir duygu değildir. Önemli bir görüşmeden önce ya da belirsiz bir durumla karşılaştığınızda kaygılanmanız doğaldır. Sorun, kaygının geçici bir tepki olmaktan çıkıp hayatınızın büyük bölümüne yayılmasıyla başlar.
Zihniniz sürekli olarak gelecekteki olumsuz ihtimalleri hesaplıyor olabilir. “Ya kötü bir şey olursa?”, “Ya yanlış karar verirsem?”, “Ya başarısız olursam?” gibi düşünceler gün içinde tekrar tekrar aklınıza gelebilir. Danışanlarımın bir kısmı, bu düşüncelerin mantıklı olmadığını bildikleri hâlde onları durdurmakta zorlandıklarını anlatır.
Kaygıya bedensel belirtiler de eşlik edebilir: kas gerginliği, çarpıntı hissi, mide rahatsızlığı, terleme, huzursuzluk ya da sürekli tetikte olma hâli. Burada önemli olan, bu belirtilerin ne sıklıkla yaşandığı ve hayatınızı ne ölçüde etkilediğidir. Kaygının belirtileri ve farklı biçimleri hakkında daha fazla bilgi için anksiyete nedir, belirtileri ve tedavisi yazısını okuyabilirsiniz.
2. Zihniniz Aynı Konuların Etrafında Sürekli Dönüyorsa
Bir sorun üzerinde düşünmek ile aynı düşünceyi zihninizde defalarca evirip çevirmek arasında önemli bir fark vardır. İlkinde bir çözüm ararsınız. İkincisinde ise düşünmek çoğu zaman çözüm üretmez, yeni sorular doğurur.
Birkaç gün önce yaptığınız bir konuşmayı tekrar tekrar düşünebilirsiniz. “Acaba yanlış bir şey mi söyledim?” ya da “Keşke şunu da söyleseydim” gibi cümleler zihninizi meşgul edebilir. Henüz yaşanmamış bir olay için onlarca farklı senaryo da kurabilirsiniz. Bu düşünceler zamanla uykuya dalmayı, işe odaklanmayı ya da o anın tadını çıkarmayı zorlaştırır.
Burada amaç, aklınızdan geçen her düşünceyi ortadan kaldırmak değildir. Önemli olan, düşüncelerinizle nasıl bir ilişki kurduğunuzu ve sizi aynı döngüye sokan zihinsel alışkanlıkları fark etmektir. Bu konuyu ayrıntılı olarak ele aldığım overthinking (aşırı düşünme) nedir yazısına göz atabilirsiniz.
3. Üzüntü ve İsteksizlik Uzun Süredir Devam Ediyorsa
Hayatta motivasyonun düştüğü dönemler olabilir ve her mutsuzluk depresyon değildir. Ancak bazı değişiklikler haftalarca sürüyor ve günlük yaşamınızı etkilemeye başlıyorsa bunları dikkate almak gerekir.
Daha önce keyif aldığınız etkinlikler anlamsız gelmeye başlayabilir. İnsanlarla görüşmek istemeyebilir, sabahları yataktan kalkmakta zorlanabilirsiniz. Kendinizi sürekli yorgun hissedebilir, gelecek hakkında daha umutsuz düşünebilirsiniz. Bu belirtilerin farklı nedenleri olabilir; birkaçını kendinizde görmeniz tek başına bir tanı anlamına gelmez. Önemli olan, belirtilerin süresi, yoğunluğu ve hayatınızdaki etkisidir.
Ruh hâlinizde dönemsel ve belirgin iniş çıkışlar varsa daha kapsamlı bir değerlendirme gerekebilir. Bu konuda depresyon nedir ve bipolar bozukluk nedir yazılarını inceleyebilirsiniz.
4. Öfkeniz İlişkilerinizi Etkilemeye Başladıysa
Öfke kötü ya da ortadan kaldırılması gereken bir duygu değildir. Sınırlarınızın ihlal edildiğini, haksızlığa uğradığınızı ya da ihtiyaçlarınızın karşılanmadığını fark etmenize yardımcı olabilir. Ancak öfkelendiğinizde verdiğiniz tepkiler hem size hem de çevrenize sorun yaratabilir. Küçük olaylara çok yoğun tepki vermek, sonradan pişman olacağınız sözler söylemek, tartışmaların kontrolden çıkması ya da yakın ilişkilerin bu yüzden sürekli zarar görmesi buna örnektir.
Dışarıdan öfke gibi görünen bir tepkinin altında başka duygular da olabilir: incinmişlik, hayal kırıklığı, kaygı, reddedilme korkusu, değersizlik hissi ya da anlaşılmama duygusu. Bu yüzden öfke üzerinde çalışmak yalnızca sinirlenmemeyi öğrenmek demek değildir. Hangi durumlarda tetiklendiğinizi, o anda aklınızdan neler geçtiğini ve tepkinizin ardındaki ihtiyaçları anlamak da önemlidir. Daha fazla bilgi için öfke kontrolü yazısını inceleyebilirsiniz.
5. İlişkilerinizde Hep Aynı Sorunların Tekrarlandığını Fark Ediyorsanız
Bazen partner değişir ama sorun değişmez. Farklı ilişkilerde benzer tartışmaların, güvensizliklerin ya da hayal kırıklıklarının ortaya çıktığını fark edebilirsiniz.
Terk edilmekten yoğun biçimde endişe edebilir, partnerinizin davranışlarını sürekli olumsuz yorumlayabilirsiniz. Kendinizi ifade etmekte zorlanabilir, sorun çıkmasın diye kendi ihtiyaçlarınızı hep geri plana atabilirsiniz. Sınır koymak size suçluluk hissettirebilir. Bu örüntüleri fark etmek kolay olmayabilir, çünkü uzun süredir sürdürdüğümüz davranış biçimleri bize çoğu zaman normal gelir.
Çiftler ve aileler de destek alabilir. Çiftler iletişim sorunları, güven problemleri, sık tekrarlanan tartışmalar ya da ilişkideki önemli değişiklikler nedeniyle başvurabilir. Burada bir noktanın altını çizmek gerekir: Çift terapisinin amacı her durumda ilişkiyi sürdürmek değildir. Asıl amaç, çiftlerin ilişkideki etkileşimlerini, beklentilerini ve çatışma biçimlerini daha iyi anlamalarına yardımcı olmaktır.
Sorun bütün aileye yayılmışsa ya da ebeveyn-çocuk ilişkisini de kapsıyorsa süreç aile danışmanlığı kapsamında yürütülebilir. Ayrıntılar için çift terapisi ve aile terapisi yazısına göz atabilirsiniz.
6. Hayatınızdaki Bir Değişime Uyum Sağlamakta Zorlanıyorsanız
Psikolojik zorlanmalar her zaman olumsuz olaylardan sonra ortaya çıkmaz. Yeni bir işe başlamak, evlenmek, başka bir şehre taşınmak, üniversiteye başlamak ya da ebeveyn olmak gibi olumlu sayılan olaylar bile ciddi bir uyum süreci gerektirebilir. Boşanma, iş kaybı, bir ilişkinin bitmesi ya da sevilen birinin kaybı gibi zorlayıcı olayların etkisi ise daha yoğun olabilir.
İnsanların değişime verdiği tepkiler birbirinden farklıdır. Başkasının kısa sürede uyum sağladığı bir durumun sizi daha çok zorlaması, güçsüz olduğunuz anlamına gelmez. Önemli olan, yaşadığınız olayın sizde nasıl bir etki bıraktığıdır.
7. Uyku Düzeniniz Belirgin Biçimde Değiştiyse
Uyku ile ruh sağlığı arasında iki yönlü bir ilişki vardır. Yoğun stres ya da kaygı uykuyu bozabilir. Uzun süren uyku sorunları da gün içindeki ruh hâlinizi, dikkatinizi ve enerjinizi etkileyebilir.
Bir süre uykuya dalmakta zorlanmak, tek başına ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmez. Ancak şu durumlar uzun süre devam ediyorsa nedenlerini değerlendirmek faydalı olabilir: gece uykuya dalamamak, sık sık uyanmak, sabah çok erken uyanmak, uyandığınızda dinlenmiş hissetmemek ya da yatmadan önce zihninizin durmadan çalışması. Uyku sorunlarının psikolojik nedenleri olabileceği gibi bedensel ya da tıbbi nedenleri de olabilir. Bu yüzden uzun süren ya da belirgin biçimde ağırlaşan uyku sorunlarında hekim değerlendirmesi de önemlidir. Ayrıntılı bilgi için uyku bozukluğu belirtileri ve nedenleri yazısını inceleyebilirsiniz.
8. İş veya Eğitim Hayatınız Etkilenmeye Başladıysa
Psikolojik zorlanma her zaman kendini kötü hissetme biçiminde ortaya çıkmaz. Bazen ilk fark edilen değişiklik performanstır. Eskiden kısa sürede bitirdiğiniz işler saatler sürmeye başlayabilir. Bir işe başlamak zorlaşabilir, sürekli erteleyebilirsiniz. Toplantılarda ya da derslerde dikkatinizi toplamakta zorlanabilir, en küçük hata ihtimalinde bile yoğun kaygı duyabilirsiniz.
İş ya da okul performansınızdaki değişiklikler uzun süredir devam ediyorsa bunları yalnızca tembellik ya da motivasyon eksikliği olarak görmemek önemlidir. Dikkat sorunlarının da birbirinden farklı nedenleri olabilir. Ayrıntılı bilgi için dikkat eksikliği yazısını inceleyebilirsiniz.
Ergenlik döneminde benzer belirtiler derslere karşı isteksizlik, sınav kaygısı ve aileyle artan çatışmalar biçiminde görülebilir. Bu durumda süreç ergen danışmanlığı, daha küçük yaştaki çocuklarda ise çocuk danışmanlığı kapsamında planlanır.
9. Kendinize Karşı Sürekli Sert ve Eleştirelseniz
İnsanın kendisiyle kurduğu ilişki, dış dünyayla kurduğu ilişki kadar önemlidir. Bazı kişiler hata yaptıklarında kendilerine çok ağır bir dil kullanır. Başarılarını küçümser, eksiklerini olduğundan çok daha büyük görürler. Bir işi başardığınızda “Zaten kolaydı” deyip küçük bir hatada “Ben hiçbir şeyi doğru yapamıyorum” sonucuna varmak buna bir örnektir.
Kendinizle nasıl konuştuğunuzu fark etmeye çalışın. Bir arkadaşınız hata yaptığında ona söylemeyeceğiniz kadar sert cümleleri kendinize söylüyor musunuz? Kendinizi sürekli başkalarıyla karşılaştırıyor musunuz? Bir hatayı yalnızca davranışınızla değil, doğrudan kendi değerinizle mi ilişkilendiriyorsunuz?
Bu düşünceler uzun süredir hayatınızın bir parçasıysa terapide kendinize yönelik inançları ele almak faydalı olabilir. Buradaki amaç kendinizi kusursuz görmeniz değil, daha gerçekçi ve dengeli bir iç konuşma geliştirebilmenizdir.
10. Stres Artık Geçici Olmaktan Çıktıysa
Yoğun bir haftanın sonunda yorgun hissetmek ile aylarca zihinsel ve bedensel olarak tükenmiş hissetmek aynı şey değildir. Uzun süre yüksek stres altında kalan kişiler, bunun ne kadar yorucu olduğunu bazen ancak günlük işleri aksamaya başladığında fark eder.
Sürekli yapılacak işleri düşünmek, dinlenirken bile zihnen çalışmaya devam etmek, işe eskisinden daha isteksiz yaklaşmak ve küçük sorumlulukları bile ağır bir yük gibi görmek uzun süreli stresin belirtileri arasında olabilir.
Normal yorgunluk çoğu zaman yeterince dinlendikten sonra azalır. Dinlendiğiniz hâlde sürekli tükenmiş hissediyorsanız daha fazla uyumak ya da birkaç gün izin almak yetmeyebilir. Stresin kaynağını, sınırlarınızı ve sorumluluklarla kurduğunuz ilişkiyi de ele almak gerekir. Ayrıntılı bilgi için tükenmişlik sendromu nedir yazısını inceleyebilirsiniz.
11. “Bir Sorun Yok Ama Ben Eskisi Gibi Değilim” Diyorsanız
Bazen yaşadığınız durumu tam olarak adlandıramazsınız. Anlatılacak büyük bir olay yoktur; hayat, iş ya da okul devam etmektedir ve ilişkileriniz de tamamen bozulmamıştır. Yine de uzun zamandır kendinizi eskisi gibi hissetmediğinizi fark edersiniz. Daha az gülüyor, insanlarla görüşmeye daha az istek duyuyor, daha kolay sinirleniyor ya da eskiden heyecanlandığınız şeylere ilgisiz kalıyor olabilirsiniz.
Böyle durumlarda sorununuzu önceden tanımlamak zorunda değilsiniz. “Tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ama bir süredir kendimi iyi hissetmiyorum” cümlesi bile bir görüşmeye başlamak için yeterlidir. Psikoloğa gitmek için kendinize tanı koymanız gerekmez.
12. Kendi Başınıza Denediğiniz Yöntemler Artık Yeterli Gelmiyorsa
Zor zamanlarla baş etmenin birçok sağlıklı yolu vardır: spor yapmak, arkadaşlarla vakit geçirmek, dinlenmek, hobilere zaman ayırmak, günlük tutmak ya da güvendiğiniz biriyle konuşmak. Bazı dönemlerde bunlar gerçekten yeterli olur.
Ancak aynı sorun uzun süredir devam ediyor ve bu yöntemler artık rahatlatmıyorsa profesyonel destek almayı düşünmek anlamlı olabilir. Destek almak, sorunlarınızı kendi başınıza çözemediğiniz anlamına gelmez. Bazen dışarıdan, tarafsız ve profesyonel bir bakış açısı, uzun süredir fark edilmeyen düşünce ya da davranış örüntülerini görünür kılar.
Psikoloğa Gitmek İçin Ne Kadar Beklemek Gerekir?
Bu konuda kesin bir süre vermek doğru olmaz. “İki hafta geçtiyse psikoloğa gidilmeli” gibi herkes için geçerli bir kural yoktur. Bunun yerine üç noktaya bakmak daha anlamlıdır.
Belirtiler Ne Kadar Süredir Devam Ediyor?
Birkaç gün süren geçici bir zorlanma mı yaşıyorsunuz, yoksa aynı durum haftalardır ya da aylardır mı sürüyor? Sorun uzadıkça profesyonel bir değerlendirmeyi düşünmek daha anlamlı hâle gelir.
Yaşadığınız Durum Ne Kadar Yoğun?
Aynı sorun iki farklı kişiyi aynı ölçüde etkilemeyebilir. Bu yüzden yalnızca “Hangi sorunu yaşıyorum?” diye değil, “Bu sorun beni ne kadar etkiliyor?” diye de sormak gerekir.
Günlük Yaşamınız Etkileniyor mu?
İşiniz, eğitiminiz, uykunuz, ilişkileriniz, sosyal yaşamınız ve günlük sorumluluklarınız bu durumdan etkilenmeye başladıysa destek almak için sorunun daha da büyümesini beklemeniz gerekmeyebilir.
İlk Psikolog Görüşmesinde Ne Olur?
Daha önce psikoloğa gitmediyseniz ilk görüşmenin nasıl geçeceğini merak etmeniz çok anlaşılırdır. Kimi görüşmeden önce ne anlatacağını düşünür, kimi doğru kelimeleri bulamamaktan endişe eder. Kimi de hayatındaki hangi olaydan başlaması gerektiğini bilemez.
İlk görüşme genellikle neden destek aradığınız, şu anda hayatınızda neler olduğu ve süreçten ne beklediğiniz üzerine şekillenir. İlk seansta her şeyi anlatmak zorunda değilsiniz. Terapi, bütün yaşam öykünüzü bir anda anlattığınız bir süreç değildir. Güven ve terapötik ilişki, yani danışanla uzman arasındaki çalışma ilişkisi, zaman içinde oluşur.
İlk görüşme, birlikte çalışacağınız uzmanı sizin de değerlendirmeniz için bir fırsattır. Kendinizi rahat hissediyor musunuz? Söylediklerinizin dinlendiğini düşünüyor musunuz? Süreç size açıkça anlatılıyor mu? Bu soruların cevapları önemlidir.
“Ne Anlatacağımı Bilmiyorum” Diye Düşünüyorsanız
Bu düşünce, terapiye başlamayı ertelemeniz için bir neden olmak zorunda değildir. Görüşmeye hazırlanırken söyleyeceklerinizi listelemeniz ya da olayları sıraya koymanız gerekmez. “Son zamanlarda kendimi iyi hissetmiyorum ama nedenini tam olarak açıklayamıyorum” demek bile bir başlangıçtır.
Psikolojik görüşme bir sınav değildir; sizden doğru cevaplar vermeniz beklenmez. Uzmanın görevi, sorular ve görüşmenin kendisi aracılığıyla yaşadığınız durumu daha iyi anlamanıza yardımcı olmaktır.
Psikolog mu, Psikiyatrist mi?
Psikolog ve psikiyatrist aynı meslek değildir. Psikologlar psikoloji alanında eğitim almış uzmanlardır. Psikoterapi uygulamak için ayrıca ilgili terapi yaklaşımlarında eğitim ve yetkinlik gerekir. Psikiyatristler ise tıp fakültesini bitirmiş ve psikiyatri alanında uzmanlık eğitimi almış hekimlerdir. Tıbbi değerlendirme yapabilir, gerektiğinde ilaç tedavisi düzenleyebilirler.
Bazı durumlarda psikolojik destek ön plandadır, bazı durumlarda ise psikiyatrik değerlendirme gerekebilir. Bazı kişiler için iki alanın birlikte yürüttüğü bir süreç uygundur. Belirtilerin yoğun olduğu, günlük işlevlerin belirgin biçimde bozulduğu ya da kişinin kendine zarar verme düşüncelerinin bulunduğu durumlarda uygun bir uzmana vakit kaybetmeden başvurmak önemlidir.
Psikoloğa Gitmek Zayıflık Göstergesi midir?
Hayır. Psikolojik destek almak, güçlü ya da zayıf olduğunuzu gösteren bir ölçüt değildir. Bedensel sağlığınızla ilgili uzun süren bir sorunda nasıl bir uzmana başvurabiliyorsanız, ruhsal olarak zorlandığınızda da destek alabilirsiniz. Bir sorunun varlığını fark etmek ve gerektiğinde destek istemek, kendi ihtiyaçlarınızı ciddiye almanın bir parçasıdır.
Uzman Seçiminde Nelere Dikkat Edilmeli?
Psikoloğa gitmeye karar verdikten sonraki önemli adımlardan biri, birlikte çalışacağınız uzmanı seçmektir. Yalnızca size en yakın olanı tercih etmek yerine birkaç noktayı birlikte değerlendirmek daha sağlıklı olur:
- Uzmanın eğitim geçmişi nedir?
- Hangi alanlarda çalışıyor?
- Uyguladığı terapi yaklaşımıyla ilgili eğitim almış mı?
- Çalışma alanı sizin başvuru nedeninizle örtüşüyor mu?
- Görüşme süreci, gizlilik ve sınırlar hakkında açık bilgi veriliyor mu?
- Görüşme sırasında kendinizi rahat ve güvende hissediyor musunuz?
Psikolojik destek uzun sürebilen bir süreçtir. Bu yüzden uzman seçimi, yalnızca ilk randevuyu almaktan ibaret bir karar olarak görülmemelidir. Dikkat edebileceğiniz noktaları psikolog seçimi rehberimde daha ayrıntılı ele aldım.
Acil Durumlarda Ne Yapılmalı?
Bazı durumlarda olağan bir terapi randevusunu beklemek uygun değildir. Kendinize ya da başka birine zarar verme düşünceleriniz varsa, kendinizi güvende tutamayacağınızı düşünüyorsanız ya da ciddi bir psikolojik kriz yaşıyorsanız hemen profesyonel destek almalısınız.
Türkiye’de 112 Acil Çağrı Merkezini arayabilir ya da en yakın sağlık kuruluşunun acil servisine başvurabilirsiniz. Mümkünse böyle bir anda yalnız kalmamaya çalışın ve güvendiğiniz bir yakınınızla iletişime geçin.
Sonuç: Sorunun Büyümesini Beklemeniz Gerekmeyebilir
“Psikoloğa ne zaman gidilmeli?” sorusunun herkes için geçerli tek bir cevabı yoktur. Kimi belirgin bir krizin ardından destek arar, kimi de uzun süredir tekrar eden bir sorunun nedenini anlamak için başvurur.
Burada yalnızca sorunun adı önemli değildir. Ne kadar süredir devam ettiği, ne kadar yoğun yaşandığı ve günlük hayatınızı nasıl etkilediği daha anlamlı göstergelerdir. Kaygı, stres, üzüntü, öfke, ilişki sorunları, uyku sorunları ya da tekrar eden düşünceler yaşam kalitenizi belirgin biçimde etkilemeye başladıysa destek almak için sorunun daha da büyümesini beklemeniz gerekmeyebilir. Terapiye başlamak için belirli bir tanınızın olması da gerekmez. Bazen amaç yalnızca kendinizi, ilişkilerinizi ve hayatınızda tekrar eden örüntüleri daha iyi anlamaktır.
Merkezimiz Torbalı’da, Cumhuriyet Mahallesi Haluk Alpsü Bulvarı üzerindedir ve pazartesiden cumartesiye kadar açıktır. Bireysel, çift ve aile, çocuk ve ergen danışmanlığı alanlarında çalışıyoruz. Yüz yüze görüşme imkânı bulamayanlar için online danışmanlık seçeneği de sunuyoruz. Çalışma alanlarım ve görüşme süreci hakkında bilgi almak isterseniz ana sayfamıza göz atabilirsiniz.